Ana Sayfa  |  İletişim  |
Site Haritası

|

 

   Genklinik
   

    
  Hakkımızda
       .................................................................................

      
Misyon, Vizyon, Değerler
       .................................................................................
      Ekibimiz
       .................................................................................
      Duyurular, Haberler
       .................................................................................
      Linkler
       .................................................................................
      Sıkça Sorulan Sorular
       .................................................................................
      İletişim
       .................................................................................

 

 

Sıkça Sorulan Sorular


Genetik Hastalıklar

AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ (FMF, AAA)

Çoğunlukla Akdeniz bölgelerinde, Türkler, Araplar, Yahudi ve Ermenilerde rastlanan, tekrarlayan ateş, karın göğüs ve eklem ağrısı ataklarıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Ataklar genelde 24-48 saat boyunca devam eder. Ataklar dışında hastalarda hiçbir belirti yoktur. FMF geni (MEFV) 16. kromozomun kısa kolunda (16p13.3) yer alır. MEFV geni 10 ekzondan oluşmakta ve 781 aminoasitli pirin adı verilen proteini kodlamaktadır. Toplumumuzda en sık rastlanan 3 mutasyon M694V, V726A, M680I isimli mutasyonlardır. Ayrıca hastalık Lys695Arg, Ala744Ser, Arg761His, 5.ekzonda Phe479Leu ve 2.ekzon’da Glu148Gln, Glu167Asp, Thr267Ile mutasyonlari bildirilmiştir. Günümüzde mutasyon veri bankalarına 30’a yakın mutasyon bildirilmiştir. Hastalık otozomal resesif kalıtım gösterir. Hastalık uzun dönemde değişik organlarda amiloid birikimine (amiloidoz) yol açabilir. Bunun sonucu kalp, böbrek yetmezliği, ishal, bilinç kaybı, felç gibi problemler oluşabilir. M694V homozigot, M694I homozigot ve bunlardan birisi ile bileşik heterozigot hastalarda çok yüksek oranda amiloidoz riski bulunmaktadır.Türkiye'de bu hastalığa sebep olan genetik bozukluğu her 6 kişiden biri taşımaktadır. Ve her 1000 kişiden biri de FMF hastasıdır. Bu nedenle hastalığın sık görüldüğü bölgelerde evlenmeden önce genetik test yapılması ve genetik danışma alınması zorunludur.

AKONDROPLAZİ:

Akondroplazi en sık rastlanan kalıtsal cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar kısa, baş normalden büyük, çıkıntılı bir alınları vardır. Ekstremitelerin proksimal uçları kısadır (rizomeli). Otozomal dominant bir hastalıktır. Vakaların çoğu ailevi olmayan, de novo (yeni) mutasyonlarla ortaya çıkar. Akondroplazi, kıkırdak oluşumunda anormalliğe neden olan fibroblast büyüme faktörü reseptör 3 (FGFR3) genindeki bir mutasyon sonucu oluşur. FGFR normalde kemik büyümesinde negatif düzenleyici etki gösterir. Akondroplazide ise mutasyona uğramış reseptör sürekli aktiftir ve bu kısa boylu kemiklerin oluşmasına öncülük eder.

ANGELMAN SENDROMU

Zeka geriliği, koordinasyon ve yürüyüş bozukluğu, konuşma bozukluğu, dikkat eksikliği, belirgin dengesizlik hali, nedensiz gülümseme ile karakterize nöro-genetik bir hastalıktır. Bu özelliklerinden ötürü “mutlu kukla sendromu” olarak ta bilinir. Hastalık 30000 canlı doğumda bir görülür. Angelman sendromunun genetik mekanizması karmaşık olduğu kadar ilginçtir de. Vakaların %70-80’inde 15. kromozomun uzun kolunda 15q11-q13 bölgesinde bir mikrodelesyon bulunmaktadır. Ancak ilginç olan mikrodelesyonu taşıyan kromozomun maternal orijinli (anneden gelen) olmasıdır. Aynı mikrodelesyon babadan gelen 15. kromozomda olduğu takdirde Prader-Willi Sendromu oluşmaktadır. Bunun nedeni kromozom bölgesinin maternal ve paternal kopyalarında farklı şekillerde baskılanmış olmasındandır (genetik imprinting). Hastaların %5’inde 15. kromozomun bu bölgesindeki maternal UBE3A gen aktivitesi görülürken, paternal UBE3A gen aktivitesinin hiç olmadığı, yani transkribe olmadığı gözlenmiştir. Mikrodelesyon oluşmaksızın meydana gelen diğer oluşma mekanizması ise, 15. kromozomun her iki kopyasının aynı ebeveynden (ya anneden ya da babadan) geçmesidir (uniparental dizomi). Ayrıca 15.kromozomun yanlış şekilde baskılanmasıyla da hastalık oluşabilmektedir.

TALASEMİ (AKDENİZ ANEMİSİ):

Çoğunlukla Akdeniz bölgesinde ve göçlerle yayılarak dünyanın bir çok ülkesinde görülen vücudun daha az hemoglobinin üretmesine bağlı olarak gelişen kalıtsal kan hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya üzerinde 300 milyona yakın talasemi taşıyıcısı bulunmaktadır. Hemoglobin molekülü kırmızı kan hücrelerinin (eritrositlerin) tüm vücuda oksijen yayabilmesi için gereklidir. Hemoglobinin düşük miktarı halsizlik ve zayıflamayla kendini gösteren anemiye (kansızlık) sebep olur. Hemoglobin molekülü 2 adet a ve 2 adet β olmak üzere 4 adet polipeptid zincirinden oluşur. Talesemi sınıflandırılması globin molekülünün etkilendiği zincire göre yapılmaktadır. a talasemi , a globin üretimindeki bir hata sonucu görülürken, β talasemi, β globin zincir üretimindeki azalma sonucu meydana gelir.

Beta talasemi, kromozom 11’de yer alan HBB geninde meydana gelen mutasyonlara bağlı olarak görülür. b-talasemi’nin alt tipleri bulunmaktadır. Beta talasemi minör olarak adlandırılan tipinde eğer tek bir beta-globin geninde hasar varsa (genlerden birisi normal, diğeri hasarlı), tedaviye gerek kalmayabilir. Her iki beta-globin genindeki hasara bağlı olarak intermedia ve major formu gelişir, β talasemi intermediate tipi major’a göre daha ılımlı formudur ve kan transfüzyonu gerektirebilir. β talasemi major (Cooley’s anemi) ise en ağır seyreden formudur. Yaşam boyu kan transfüzyonunu gereksinin duyar. Oksijen yetersizliği ve kan transfüzyonları sonucu aşırı miktarda demir yüklenmesinden ötürü organlar hasar görür.

α talasemi, kromozom 16’da yer alan 2 adet alfa-1 (HBA1) ve 2 adet alfa-2 (HBA2) olmak üzere toplam 4 gende meydana gelen mutasyonlar sonucu ortaya çıkar. Tek bir alfa gen mutasyon sonucu sessiz taşıyıcılık oluşur ve tedavi gerektirmez. 2 gen hasarı varsa, ılımlı seyreden minör formu oluşur, 3 gende hasar varsa, hemoglobin H hastalığı olarak da adlandırılan, bol miktarda ağır hemoglobinin üretildiği daha ciddi anemi oluşur. 4 gen hasarı sonucu oluşan en ağır formu ise anne karnındaki fetüs için ölümcül olan, α talasemi major formudur.

Akraba evlilikleriyle Talesemi gibi genetik olarak kalıtılan hastalıkların toplumdaki sıklığı artar. Talasemi taşıyıcılığı tedavi gerektirmez. Fakat her iki taşıyıcının da evlenmesi sonucu hasta çocuğa sahip olma riski artar. Bu nedenle anne ve babaların Talasemi taşıyıcısı olup olmadıklarını bilmeleri önemlidir. Evlenecek olan çiftler ve sağlıklı bir çocuğa sahip olmak isteyen aileler önce mutlaka Talasemi testi yaptırmalıdırlar.

CANAVAN HASTALIĞI

Canavan hastalığı; en sık görülen progressif otozomal resesif geçişli, serebral dejenerasyon hastalıklarındandır. Hastalık, lökodistofiler olarak bilinen genetik bozuklukların bir grubudur. Bu hastalıklar, beyindeki sinir fibrillerinin etrafında bulunan ve yalıtkanlık görevi gören miyelin kılıfının kusurlu olmasına yol açar. Beyindeki beyaz maddeye rengini veren miyelin, en az on faklı kimyasaldan oluşan karmaşık bir yapıdır. Her bir lökodistofi, bu maddelerden sadece bir tanesini etkiler. Canavan hastalığı, aspartoaçilaz enzimini kodlayan gendeki mutasyonlar sonucu oluşur. Erken çocukluk döneminde görülen ve hızla artan semptomlar, erken motor- mental retardasyon beslenme zorlukları, anormal kas gücü (yumuşaklık/zayıflık veya sertlik) ve anormal büyüklükte olan kafanın kontrolünde zayıflık gibi semptomlardır. Felç, körlük veya işitme kaybı da görülebilir. Çocuklar karakteristşk olarak sessiz ve ilgisizdir. Hasta çocuk olabilmesi için, iki ebeveyn de hatalı genin taşıyıcısı olmak zorundadır. İki ebeveynin de Canavan gen mutasyonu taşıyıcısı olduğu belirlendiğinde, her bir hamilelik için 1/4 (%25) oranında Canavan hastalığı olan çocuk doğurma olasılığı vardır.

Duchenne Müsküler Distrofisi (DMD)

Duchenne müsküler distrofisi, X’e bağlı resesif kalıtım gösteren progresif kas güçsüzlüğü ve atrofisiyle karakterize bir müsküler distrofi çeşididir. 3500 erkek doğumda bir görülür. Duchenne müsküler distrofi hastalığından sorumlu olan gen distrofin isimli proteinin üretiminden sorumludur. Distrofin, kas hücre membranının sitoplazmik yüzeyine lokalize kompleks bir proteindir. Hücre iskeleti moleküllerinin ekstraselüler matriksle bağını oluşturur. Bu proteini üreten gen X kromozomunun (Xp21.1) kısa kolunda lokalizedir. 2500 kb uzunluğundadır ve 79 eksonu olup, moleküler ağırlığı 427 kDa’dur. Bu gende oluşan mutasyonlar distrofin proteinin yapısında ve miktarında bozukluğa neden olur. Mutasyon sonucu proteinin hiç üretilmemesi veya üretilen afonksiyonel proteinin degrede olması Duchenne müsküler distrofi fenotipinin oluşmasına neden olur. DMD genindeki bozukluk 60% ekzon delesyonu, 10% duplikasyon, 30% anlamlı/anlamsız/kırpılma hatası//çerçeve kayması mutasyonları sonucu oluşur. Distrofin proteinindeki bozukluk hücre iskeletiyle ekstraselüler matriks arasında bağlantıyı sağlayan distrofin-glikoprotein kompleksinin bozulmasına yol açar. Bu nedenle de kas hücresi membranın fiziksel ve mekanik bütünlüğü bozulur.

Duchenne müsküler distrofi hastalığının semptomları 2-5 yaş arasında ortaya çıkar. Klinik bulguları alt ektsremitelerde egemen proksimal kaslarda progresif güçsüzlük, motor gelişimde gecikmedir. Duyu bozukluğu yoktur. 13 yaşından önce tekerlekli sandalyeye bağımlılık başlar. Serum kreatin kinaz seviyesinde artış vardır. Kas biyopsisinde kas lifi çaplarında farklılık bulunur. Nekrotik ve rejeneratif lifler bulunur. Kaslarda psödohipertrofi görülür yani kas dokusunun yerini yağ ve bağ dokusu alır. Hastların %80’inde kardiyomiyopati görülür. Hastalar nadiren 30 yaşına kadar yaşar.

Becker Müsküler Distrofi (BMD)

Becker müsküler distrofisi, Duchenne müsküler distrofisinin ılımlı formu olarak kabul edilir. Defektif gen X kromozomunun kısa kolunda (Xp21) lokalizedir. Kas hücresinde moleküler ağırlığı veya miktarı bulunan distrofin proteini vardır. Ancak distrofin-glikoprotein kompleksinde hücre iskeletiyle ekstraselüler matriks arasında bağlantı tam olarak sağlanamaz. Belirtiler çoğunlukla 5-15 yaş arasında başlar. Progresif, simetrik kas güçsüzlüğü ve atrofi bulunur. Duyu bozukluğu görülmez. Serum kreatin kinaz seviyesinde artış vardır. Kas hipertrofisi pek çok olguda belirgin bulgudur.

Familial Disotonomi

Familial disotonomi, sinir hücrelerinin gelişimini ve yaşamasını etkileyen bir genetik hastalıktır. Hastalık, beslenme, gözyaşı oluşumu, kan basıncı ve vücut sıcaklığının düzenlenmesi gibi istemsiz hareketleri kontrol eden otonom sinir sistemi hücrelerini etkiler. Ayrıca, tat alma, acı, sıcak, soğuk hissetme gibi duyularla alakalı hareketleri kontrol eden duyu sinirlerini de etkiler. Familial disotonomi, Herediter Duysal Otonom Nöropati Tip III olarak da adlandırılır.

Frajil X Sendromu

Frajil X Sendromu mental retardasyona yol açan en yaygın nedenlerden biridir. Bütün etnik ve sosyal geçmişler ile bütün ırk gruplarında erkeklerin 1/4000’ini, kadınların 1/8000’ini etkileyen kalıtsal bir durumdur; ama çoğunlukla mental retardasyonlu bir aile öyküsü yoktur. Kadınlar, sağlıklı çocukları olup olmamasından bağımsız olarak, herhangi bir yaşta Frajil X Sendromlu çocuk doğurabilir. Frajil X Sendromu, farklı dağılımlı semptomlarla birlikte, değişik derecelerde mental retardasyona neden olur. Erken belirtiler, geciken konuşma ve dil öğrenimidir. Sık olarak otizm, hiperaktivite, kısa dikkat aralığı ve zayıf göz teması gibi davranış bozuklukları gelişir. Uzun surat, büyük kulaklar, çıkık çene yapısı gibi güç fark edilen yüz hatlarına sahiptirler. Bu karakterler genellikle yaşlı erkeklerde daha belirgindir. 50 yaşın üstündeki premutasyon taşıyıcısı erkeklerin 1/3’ünden fazlası, tanı koyulamama olasılığı olan Frajil X’e bağlı tremor/ataksi sendromu (FXTAS) geliştirirler.

FENİLKETONÜRİ

Fenilketonuri (PKU) kandaki fenilalanin seviyesinin yükseldiği kalıtsal metabolik bir hastalıktır. Hastalık, 12q24.1 bölgesinde lokalize fenilalanin hidroksilaz (PAH) geninde meydana gelen mutasyonlar sonucu meydana gelir. Fenilalanin (protein yapıtaşlarından biri) beslenme yolu ile alınan bir amino asittir. Fenilalanin tüm proteinlerde ve bazı yapay tatlandırıcılarda bulunur. PKU tedavi edilmezse fazla miktarda fenilalanin birikimi mental retardasyon gibi vücutta zararlı etkilere yol açar. PKU’nun belirtileri hafif veya şiddetli olabilir. Şiddetli fenilketonürili bireyler hastalığın ilk 5 ayına kadar normal görünürler. Tedavi edilmezler ve doğru beslenmezlerse bu çocuklarda kalıcı mental retardasyon ve davranış bozuklukları gelişir. Bu tip çocuklar hasta olmayan aile bireylerine göre daha açık renkli deri ve saça, ayrıca egzema gibi cilt bozukluklarına sahip olma eğilimi gösterirler.

Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.

HEMOFİLİ
Pıhtılaşma faktörlerinin kalıtsal olarak taşınan kusurları veya anomalileri nedeniyle meydana gelen kanama hastalıklarıdır. Bunların en sık karşılaşılanları faktör VII noksanlığı (hemofili A) ve faktör IX noksanlığı (Hemofili B), doğuştan kanamalı hastalıkların %90’ından daha büyük bir bölümünü meydana getirirler. Hemen bütün hastaların dolaşımlarındaki söz konusu faktör düzeyleri normaldir. Ancak bu faktörlerde fonksiyonel bir yetersizlik vardır. Hemofili’ler cinsiyete bağlı olarak ve resesif şekilde soya geçen, kanama belirtileri yalnızca erkek hastalarda görülen rahatsızlıklardır. Dişiler, anormal genin taşıyıcıları olarak rol oynarlar.

HİPOKONDROPLAZİ:

Hipokondroplazi kısa bacaklı cücelik tiplerinden biridir. Bu durum özellikle bacak ve kollardaki uzun kemiklerde kıkırdağın kemiğe dönüşümünü (ossifikasyon) etkiler. Bütün hastalar kısa boyludur. Hipokondroplazili insanların kol ve bacakları kısa, elleri ve ayakları geniş ve kısadır. Diğer karakteristik özellikler büyük kafa, dirseklerde kısıtlı hareket, lordoz (çukur bel) ve eğri bacaklardır. FGFR3 genindeki mutasyon hipokondroplaziye neden olur. Otozomal dominant kalıtım gösterir.

HUNTİNGTON HASTALIĞI:

Genellikle, 30-40'lı yaşlarda ortaya çıkan, vücutta istemsiz hareketlerin ve bunamanın olduğu, bazı durumlarda depresyon ve psikozun da eşlik ettiği, 15-20 yıl sonra ölüme neden olan ilerleyici bir hastalıktır. Çocukluk ve ergenlik döneminde nadiren rastlanır. Her 100.000’de 3-7 bireyde bu hastalık görülmektedir. HD gen mutasyonları hastalığa yol açmaktadır. HD geni henüz fonksiyonu tam olarak açıklanamamış, sinir hücreleri için önemli role sahip bir proteinin üretimini sağlamaktadır. HD geninin bir DNA segmentindeki çok sayıda CAG tekrarıyla hastalık oluşmaktadır. Normalde, bu segment gende 10-35 kere tekrar etmektedir. Fakat Huntington hastalarında, 36-150 segment tekrarı sözkonusudur. Anormal olarak uzayan CAG segmenti, glutamin aminoasidinin ardı sıra tekrarlanmasıyla meydana gelen bir huntington proteininin üretilmesine yol açar. Uzayan protein, beyinin belirli bölgelerindeki sinir hücrelerinin normal fonksiyonlarını yapamaması ve bu hücrelerin ölümüyle sonuçlanır.

KİSTİK FİBROZ

Kistik fibroz diğer sistemleri de etkileyen mukus bezlerindeki kalıtsal bir hastalıktır. Özellikle solunum sisteminde ilerleyen hasarlara ve kronik sindirim sistemi problemlerine yol açar. Mukus, solunum ve sindirim yollarını, üreme sistemini, diğer organ ve dokuları koruyan ve nemli tutan kaygan bir maddedir. Kistik fibrozlu hastalarda, vücut normal olmayan ince ve yapışkan bir mukus üretir. Bu anormal mukus hava yollarını tıkayarak solunum güçlüklerine ve akciğerlerde bakteriyel enfeksiyonlara yol açabilir. Bu enfeksiyonlar kronik öksürük, hırıltı ve inflamasyona neden olur. Zamanla mukus birikimi ve enfeksiyon akciğerlerde yaralı doku (fibrosis) ve kist oluşumları dahil kalıcı hasara yol açar. Kistik fibrozlu hastaların çoğu aynı zamanda sindirim problemleri de yaşarlar. Çünkü ince, yapışkan mukus tabakası pankreas fonksiyonunu engeller. 7q31-32 bölgesinde lokalize olan CFTR genindeki mutasyonlar kistik fibroza neden olur. Hastalık otozomal resesif kalıtım gösterir.

PRADER-WİLLİ SENDROMU:

Zeka geriliği, duygu durum bozukluğu, kaslarda güç kaybı, hipotonus, cücelik, iştah bozukluğuna bağlı morbit obezite (aşırı derecede fazla kiloluk)’nin gözlendiği otozomal dominant bir nöro-genetik hastalıktır. 16 000 canlı doğumda bir görülür. Vakaların %70-80’inde, 15. kromozomun 15q11-13 bölgesinde yer alan mikrodelesyonun paternal kalıtımı söz konusudur. Bu mikrodelesyon genetik imprinting (baskılanma)’e bağlı olarak eğer maternal olarak aktarılırsa Angelman Sendromu’na yol açmaktadır. Prader Willi ve Angelman Sendromu, DNA’da komşu bölgelerde yerleşim göstermesine rağmen farklı genlerin yoksunluğu sonucu oluşan, kendilerine has farklı klinik tablolar gösteren 2 ayrı hastalıktır. Prader Willi Sendromunda rol oynayan primer gen mRNA işlenmesinde rol oynayan küçük ribonükleoprotein N (SNRPN) genidir.

ORAK HÜCRE ANEMİSİ:

Orak hücre anemisi genellikle,Afrika’da, Akdeniz ülkelerinde,Arap ülkelerinde, orta ve güney Amerika’da sıkça rastlanan, otozomal resesif olarak kalıtılan bir kalıtsal kan hastalığıdır. 11. koromozomda bulunan, Akdeniz anemisine neden olan beta globin genindeki sessiz mutasyon sonucu hastalık meydana gelir. Orak hücreli eritrositlere sahip hastalarda hemoglobin yapısı sağlıklı bireyle göre çok farklıdır. Bu kişilerde S tipi hemoglobin bulunur (HbS). Bu Bireylerin alyuvarları oksijeni yeterli düzeyde tutamaz ve hücreler büzülerek orak şeklini alırlar. Orak şeklindeki bu hücreler de küçük kılcal damarları tıkayarak organlara kanın az miktarda ulaşmasına neden olurlar. Vücudun oksijene ihtiyaç duyduğu zamanlarda, dehidratasyon’da, vücut aşırı su kaybettiği durumlarda, enfeksiyon, yorgunluk, uykusuzluk, aşırı soğuk gibi durumlarda oksijen yetersizliğine bağlı olarak orak hücreler birbirlerine kenetlebilir ve damarları tıkayabilirler. Tam olarak bir tedavi mümkün olmamakla birlikte çeşitli ilaçlar, kan nakli, kemik iliği ve kordon kanı nakli hastanın yaşam kalitesini artırmada kullanılabilen yöntemlerdir.

SPİNAL MÜSKÜLER ATROFİ (SMA):

Spinal musküler atrofi (SMA) en sık görülen otozomal resesif ölümcül hastalıklardandır. Spinal kord (omirilik) ve kraniyal sinir nükleuslarındaki ön boynuz hücrelerinde meydana gelen hasar sonucu istemli kaslarda kuvvetsizlik ve erime (atrofi) ile karakterize olan bir hastalıktır. Hastalık sonucu en çok solunum, çiğneme ve yutma fonksiyonları etkilenir. Kollar ve bacaklar güçsüzleşir. 5q13.2 bölgesinde yer alan SMN1 ve SMN2 genlerinde ve 20q13 bölgesinde yer alan VAPB geninde meydana gelen mutasyonlar sonucu bu hastalık oluşur, SMA tip 1,2 ve 3 otozomal resesif şekilde kalıtılır. Ancak taşıyıcı anne ve babanın her ikisinden de birer bozuk genin çocuğa geçmesi ile hastalık oluşabilir (%25). SMA tip 4(erişkin tip), otozomal dominant olarak geçer. Mutasyona uğramış genin tek bir kopyası hastalığı oluşturmak için yeterlidir.

TAY-SACHS HASTALIĞI:

GM2 gangliosidoz olarak ta bilinen, özellikle Yahudi ırklarında görülen, otozomal resesif olarak kalıtılan bir lipit depolama hastalığıdır. Bir yağ asiti türevi olan GM2 gangliosidleri beyindeki sinir hücrelerinde yığılım göstererek hastalığı meydana getirirler. Hastalığın moleküler temeli kromozomun 15q23-24 bölgesindeki yaklaşık 35 kb’lık ve 14 ekzon içeren HEXA geninde meydana gelen çeşitli mutasyonlara dayanmaktadır. Bu gen glikolipitlerin sentezlenmesinde düzenleyici olan a-hexosamidaz enzimini kodlar. Hexosaminidaz enzimi a ve b olmak üzere iki zincirden oluşur. b zincirinin sentezinden sorumlu gen HEXB’dir. Bu gende gerçekleşen bir mutasyon sonucu da “Sandhof Hastalığı” oluşur.

Başa Dön

 
 
 

 

 

Copyright © 2008 Gen Klinik Genetik Hastalıkları Tanı ve Araştırma Merkezi | Her Hakkı Gen Klinik'e Aittir.