| |
Genklinik

Hakkımızda
.................................................................................
Misyon, Vizyon, Değerler
.................................................................................
Ekibimiz
.................................................................................
Duyurular, Haberler
.................................................................................
Linkler
.................................................................................
Sıkça Sorulan Sorular
.................................................................................
İletişim
.................................................................................
|
|
Sıkça Sorulan Sorular

Kalıtım Modelleri
Kalıtım modelleri, genlerin bir kuşaktan diğerine aktarımında görülen ve
organizmadaki gen ekspresyonundan etkilenen tahmin edilebilir kalıplardır (Bir
gen, bir protein üretimiyle sonuçlanan hücresel bir mekanizma tarafından
okunduğu zaman ifade olur). İnsanlar uzun süreler boyunca, doğan yavruların
ebeveynini anımsattığına inanırken, kalıtım kalıplarının resmi tanımı Gregor
Mendel’in genetik aktarımın modern anlamda temellerini atan buluşlarıyla
başladı.
Fenotip ve Genotip:
Bir organizmanın boy, saç yapısı, cilt rengi ya da kulak şekli gibi gözlenebilir
karakteristikleri, o organizmanın
fenotipi
olarak bilinir. Fenotip, hem çevre ve hem de organizmanın ebeveynlerinden aldığı
bir grup genin etkisiyle oluşur. Örneğin, erişkin boyu, kısmen beslenmeye (bir
çevresel etki), kısmen de kemik büyüme hızı, spesifik hormonlara duyarlılık ve
bunun gibi durumları yöneten bir dizi gene bağlıdır. Fenotip, boy uzunluğu gibi
gözle görülebilir karakterlerin yanısıra, organizmanın her bir hücresinde
üretilen proteinlerin tipleri ve miktarlarını da içeren eksprese olmuş
özellikleri kapsar.
Bir organizmaya aktarılan gen topluluğu,
genotip
olarak bilinir. Genler hücre çekirdeğindeki kromozomlarda taşınır. Hayvanlar ve
diğer çok hücreli organizmaların çoğu her bir hücrede biri anneden, diğeri
babadan alınmak üzere kromozomun iki kopyasını içerirler. Bu gibi bir organizma
diploid
olarak adlandırılır. İnsanlarda, maternal (anneye ait) ve paternal (babaya ait)
kopyaların her biri 23 adet kromozom içerir, bu yüzden insanlar her bir hücrede
46 kromozoma sahiptirler. Analizler, maternal ve paternal kromozom setlerinin
hemen hemen özdeş olduklarını göstermektedir ve kromozomlar 23 çift oluşturacak
şekilde birebir eşleşebilirler. Bununla beraber, eşey kromozomları tamamen
eşleşemeyebilirler. Bunlar organizmanın cinsiyetini tatin ettikleri için eşey
kromozomları olarak adlandırılırlar. İnsanlarda, dişiler, X olarak adlandırılan
2 özdeş cinsiyet kromozomunu taşırken, erkekler, özdeş olmayan 2 kromozomu, X ve
Y’yi taşır. Diğer 22 çift kromozom
otozomlar
olarak adlandırılır.
Allel:
Her kromozom çiftinin üyesi (X ve Y dışında) kromozomların aynı kopyasını
taşırlar, bu yüzden bir diploid hücre biri maternal diğeri paternal kromozom
olmak üzere, her genin 2 kopyasını taşırlar. Bu iki kopya tam olarak özdeş
olmayabilir. 2 genin nükleotid dizileri arasında farklılık olabilir. Bu dizi
farklılıkları tamamıyla fenotip üzerine etkili olmayabilir. Örneğin, mavi yerine
kahverengi göz rengi, buruşuk yerine düz bezelye yüzeyi gibi aynı özelliğin
farklı formlarına neden olabilir.
Bir organizma, tek bir gen bakımından ikiden fazla farklı allel taşıyamazken,
bir populasyonda belirli bir gen için çok sayıda farklı allel olabilir. Örneğin,
ABO kan grup geni için, A, B ve O olarak adlandırılan 3 allel vardır. Her iki
allel de belirli bir özellik bakımından aynıysa, organizmanın o özellik
bakımından homozigot olduğu söylenir. Alleller farklı olduğunda ise organizma
heterozigottur. İki farklı allelin varlığı, allellerden kaç tanesinin organizma
fenotipini tayin edeceği sorusu gündeme getirir.
Dominans İlişkileri:
Her iki allel de belirli bir özellik bakımından aynıysa organizmanın bu özellik
bakımından homozigot olduğu söylenir. Eğer alleller farklıysa organizma
heterozigottur. İki farklı allellin varlığı, allellerden hagisinin ya da kaç
tanesinin organizmanın fenotipini belirleyeceği sorusunu gündeme getirir.
Bezelyelerle yaptığı çalışmalarda Mendel, her iki allelin varlığında da fenotipi
tamamıyla belirleyen özellikleri seçti. Mendel belirleyici alleli “dominant”
(baskın),
diğer alleli ise
“resesif” (çekinik)
olarak adlandırdı. Organizma sadece resesif bir allel bakımından homozigotsa
fenotip resesif bir özellik göstermektedir. Örneğin, albino cilt pigmentasyon
alleli, diğer pigmentasyon allellerine göre resesiftir.
Bazı allel grupları tam dominantlık-resesiflik ilişkisi gösteriyorken, çoğu
allel grupları bu duruma uymamaktadır. Bunun yerine, her bir allel fenotipe
katkıda bulunmaktadır. Bu gibi bir ilişki
kodominans
olarak adlandırılır. İnsanlarda, A ve B kan grup allelleri kodominanttır ve her
iki alleli de alan bir birey AB kan grubuna sahip olacaktır.
Eksik dominans,
bu sistemin diğer bir çeşididir. Bu durumda, heterozigot fenotip, iki uç değerin
arasındadır. İnsanlarda deri rengi çoğu zaman bu kalıba uyar.
Dominantlık ve Resesefliğin Moleküler Anlamı:
Dominant ve resesif terimleri, alleller arasındaki rekabet ilişkisini yani hangi
allelin fenotipi kontrol edeceğini belirtir. Genler proteinleri kodlar ve
fenotip üzerine etkileri oluşturdukları proteinler üzerindendir. Her bir allelin
ürettiği proteinin miktar ve karakteristikleri analiz edilerek, çoğu durumda
resesif allelerin defektif bir proteini ya da az miktarda proteini kodladıkları
gösterilmiştir. Diğer allel normal fonksiyonel proteini kodlarsa ve organizma
proteinin normal seviyesinin yarısı ile yapabiliyorsa (ya da normal allelden
protein üretimi artabiliyorsa), defektif allelin fenotip üzerine hiçbir etkisi
olmayacak, bu yüzden hasarlı allel resesif bir biçimde davranacaktır. Allelik
değişikliğin bu tipi
“loss-of-function (fonksiyon kaybı) mutasyonu”
olarak adlandırılır. Bu albino allellerdeki durumdur. Bu allel
melanin
pigmenti üretim basamağında görev alan fonksiyonel olmayan bir enzimi kodlar.
Hatta sadece bir fonksiyonel allele sahipken bile, organizma hala normal deri
pigmentasyonunu elde etmede yeterli miktarda melanini üretebilir. Bu yüzden,
fonksiyonel allel, dominant olarak görünür.
Bununla beraber, defektif proteini kodlayan alleller diğer durumlarda dominant
bir biçimde davranabilir. Eğer elde edilen protein diğer hücre bileşenleri
tarafından uygun olarak regüle edilmezse, bu durum hücreye zarar verici
olayların gerçekleşmesine yol açabilir. Bu durum bir
“toxic-gain-of-mutation” (Toksik kazanç mutasyonu)
olarak adlandırılır. Huntington hastalığının kesin olarak toksik mekanizması
netliğe kavuşturulmasa da, bir toksik kazanç mutasyonuna bağlı olarak ortaya
çıktığı düşünülür.
Defektif bir proteinin yokluğu diğer fonksiyonel allel tarafından kompanse
edilemezse, bu durum defektif allelin dominant bir etkiye sahip olduğunu
gösterir (Bu dominant negatif etki olarak adlandırılır). Bu durum, protein
seviyesinin yarısının normal fonksiyon için yetersiz kaldığı durumda ya da
protein bir multiprotein kompleksinin bir kısmını ürettiği zaman, yani bütünde
defektif olduğu zaman gerçekleşebilir.
Bu duruma örnek olarak, insan kollajen yapı hastalıklarının bir çeşidi
verilebilir. Kollajen, vücutta en yaygın olarak bulunan ve önemli yapısal bir
proteindir ve kemik formasyonu ve büyümesinde kritik bir öneme sahiptir.
Proteinin alt ünitelerinin birindeki hasarlar dominant hastalıkların birisi olan
“osteogenesis imperfecta (cam kemik)” hastalığına neden olur.
Otozomal Dominant Kalıtım:
Otozomal dominant kalıtım, otozomların üzerinde taşınan dominant bir allele
bağlı olarak ortaya çıkar. Otozomal dominant alleller, fenotipte ifade olmak
üzere anne ya da babadan biri tarafından kalıtılırlar. Bu yüzden, herhangi bir
çocukta özelliğin ifade olması ve allelin kalıtılması ihtimali %50’dir.
İnsanda normal özelliklerin çoğu otozomal dominant allellere bağlıdır. Dominant
teriminin “yaygın” anlamına gelmediğine dikkat edilmelidir. Dominant alleller
populasyonda nadir olabilirler, ve dominant oldukları için kolaylıkla yayılım
göstermezler. Bu fenomen,
“Hardy Weinberg Eşitliği”
olarak adlandırılan bir kanunla açıklanmaktadır.
Otozomal dominant allellere bağlı olarak gerçekleşen çoğu nadir olan yüzlerce
durum vardır, Bunlar Huntington hastalığı, bir çeşit sağırlık sendromu, ve
ailesel hiperkolesterolemi (kan kolesterol seviyesini etkileyen) ve variegate
porfiri (porfirin molekülünün oksijen taşımasını etkileyen hastalık) gibi
metabolik hastalıkları içerirler.
Zararlı bir dominant allelin kalıtılması letal (öldürücü) olabileceği gibi, bu
alleller populasyonda oldukça nadir olarak bulunma eğilimi gösterirler ve yeni
mutasyonlar bu hastalıklarda çoğu vakayı açıklamaktadır. Huntington hastalığı
gibi geç dönemde başlayan hastalıkları içeren istisnai durumlarda, ebeveynler
hastalık semptomları gelişmeden önce geni çocuğuna aktarabilir. Diğer
istisnalar, eksik penetransın etkisiyle, allelin varlığında, fakat ifade
olmadığı durumlarda (nedenleri genellikle bilinmeyen) gerçekleşir. “Genomik
imprinting (genomik baskılama)” eksik penetranslı çoğu vakayı
açıklayabilmektedir. Aynı zamanda farklı bireylerin bir özelliği farklı şiddette
ifade ettikleri ekpresyon çeşitliliği sözkonusu olabilir.
Otozomal Resesif Kalıtım:
Otozomal resesif kalıtım otozomlar üzerinde taşınan resesif allellere bağlı
olarak ortaya çıkar. Yanlızca tek bir resesif allele sahip bir birey taşıyıcı
olarak adlandırılır. Bir birey, resesif özelliği ifade etmek için, her bir
ebeveynden birisi olmak üzere iki resesif alleli alması gerekmektedir. İki
taşıyıcı ebeveynin sahip oldukları çocuk, %25 şansla iki resesif alleli de alır
ve özelliği yansıtır. Aynı etkiye sahip iki farklı alleli taşıyan bir birey bir
bileşik heterozigot
olarak adlandırılır. Bileşik heterozigotlar Friedreich’s ataksi olarak bilinen
nörolojik hastalık formlarını açıklamaktadır.
Otozomal resesif özelliklere bağlı olarak gelişen tıbbi hastalıklar sayıca
birkaç yüz kadardır. Bunlar arasında kistik fibroz (pankreas ve akciğerlere iyon
taşınmasını etkiler), Tay-Sachs hastalığı (özellikle beyinde lipid metabolizması
ve depolanmasını etkiler), Hemokromatozis ( çeşitli organlarda demir
metabolizması ve depolanmasını etkiler) gibi hastalıklar yer alır.
Otozomal resesif hasta sayısı otozomal dominant hasta sayısından çok daha
fazladır. Bunun sebebi zararlı tek bir allelin kalıtımının semptomlar için
yeterli olmaması ve böyle bir bireyin çocuklarına bu alleli kolayca
geçirebilmesidir. Bu nedenle çoğu zararlı resesif allel, populasyonun gen
havuzundan dominant alleller kadar çabuk silinemezler ve iki kopyanın
aktarılması olasılığı daha yüksektir. Akraba evliliklerinde çocukların hasta
olma olasılıkları artmaktadır. Yakın akraba evliliklerine karşı çıkan
gelenekler, çocuğun homozigot resesif durumdan etkilenmesi ihtimalini en aza
indirmiştir.
Cinsiyete Bağlı Kalıtım:
İki cinsiyet kromozomu taşıdıkları genlerden dolayı birbirinden farklıdır. Y
kromozomu çok küçüktür ve erkek cinsiyetini belirleyen SRY geni dışında birkaç
gen taşıdığı görünür. Kadınlar için önemli olduğu kadar erkekler için de önemli
olan çok sayıda gen X kromozomunda taşınır. X kromozomunda taşınan genler için
X’e bağlı denir.
X’e bağlı dominant alleller hem kadınları hem erkekleri etkilemekle beraber;
erkekler tek X kromozomu taşıdıkları için normal allelin dengeleyici etkisinden
yoksun olacaklarından dolayı daha fazla etkilenirler. X’e bağlı dominant bir
allelin neden olduğu, her iki cinsiyette de yüz ve diğer bölgelerde yoğun kıl
büyümesine neden olan hipertrikozis bu duruma örnek verilebilir. X’e bağlı
dominant alleller, hem erkek hem de kadından kalıtılabilir ; fakat erkekler bu
alleli erkek çocuklarına geçiremezler.
X’e bağlı resesif alleller erkekleri kadınlardan daha sık ve daha ciddi olarak
etkilerler. Bir erkek tek bir X kromozomunu annesinden alır. Erkek birey tek X
kromozomuna sahip olduğu için; zararlı resesif alleller de dahil bütün allelleri
ekprese eder. X’e bağlı resesif allellere bağlı olarak oluşan hastalıklara
Duchenne müsküler distrofisi, hemofilinin bir formu, kırmızı-yeşil renk körlüğü
dahil edilebilir. Kadın taşıyıcıların resesif allelin etkilediği bir erkek çocuk
dünyaya getirme olasılığı % 50’dir. X’e bağlı kalıtımda babanın genetik
durumunun konuyla ilgisi yoktur çünkü erkek çocuklarına Y kromozomu verir.
Kadınlar iki X kromozomu taşıdıklarından, X’e bağlı resesif özellikleri gösterme
olasılıkları erkeklere göre daha düşüktür. Dişi çocukların taşıyıcı anne ve
hasta babadan iki resesif allelli kalıtım yoluyla alma ihtimali sadece % 25’tir.
Mozaisizm
Kadınların resesif allellerden etkilenme sıklığının daha az oluşu otozomlarda
olduğu kadar basit değildir. Kadınlarda erkeklerde bulunan X kromozomunun iki
katı bulunduğundan, kadınlarda X’in kodladığı protein miktarı erkeklerin iki
katı kadar mıdır sorusu gündeme gelir. Aslında bu düşünce doğru değildir.
Kadınlarda bu durum her hücrede bir X kromozomunun inaktivasyonu sağlaarak
engellenmektedir. Bu nedenle heterozigot dişi hücrelerinin yaklaşık olarak
yarısı normal allelli eksprese ederken, diğer yarısı zararlı resesif alleli
eksprese eder. Bu durum her hücrenin iki alleli de eksprese ettiği otozomal
durumların tersi bir durumdur.
Inaktivasyon, gelişimin erken dönemlerinde başlar. Bu süreçte hücrelerin
bazılarında bir tane X inaktif hale geçerken, bazılarında diğer X inaktif olur.
Böylece, hücre bölünmesinin takip ettiği her bir kardeş hücrede inaktive olmuş
kromozomuna bir kalıtım sözkonusudur. Sonuç olarak, olgun dişilerin çoğu,
dokuları farklı inaktif X kromozomlarını içeren mozaik hücrelerden oluşmuştur.
Zararlı bir allel için heterozigot olan bir kadında bu mozaik hücrelere
rastlanır. Eğer dokularındaki hücreler esas olarak sadece zararlı olanı eksprese
eden allelleri içeriyorsa kadının bu özelliği göstermesi olasıdır. Ancak yaşlı
dokuların çoğu daha dengeli bir karışım halindedir ve bu bir çok hastalık için
kişiyi hastalığın semptomlarının gelişmesine karşı korur.
Değişken ekspresivite gösteren kalıtım, dokunun etkilenme şiddetine bağlı olarak
belirlenir. Kadınlardaki Duchenne musküler distrofi buna bir örnektir. Tek
hastalık alleline sahip birçok kadın hastalığın semptomlarını göstermez. Bazı
kadınlarda hafif kas hasarları belli kan enzimlerindeki yükseliş ile
belirlenirken, diğerlerinde kas zayıflığı ve kalp rahatsızlığı belirtileri
ortaya çıkar. Böyle kadınlar semptomatik taşıyıcılar olarak bilinirler.
Mitokondriyal Kalıtım
Mitokondriler hücrelerin güç kaynaklarıdır. Mitokondriler 37 gen içeren kendi
kromozomlarını taşırlar. Sadece anneden kalıtılırlar. Mitokondriyal kalıtım
bozuklukları; az sayıda kas hastalığı (mitokondriyal miyopatiler)’ nı, bazı
sağırlık sendromlarını, optik sinir dejenerasyonları ve diğer nörolojik
bozuklukları içerir.
Penetrans, Ekspresivite ve Antisipasyon (Genetik Beklenti)
Dominant bir allelin ya da iki resesif allelin varlığı her zaman karakterin
fenotipte açığa çıkacağının garantisi değildir. Bu durum eksik penetrans olarak
adlandırılır. Değişken ekspresivite de meydana geldiğinden aynı genotipe sahip
olan ve diğerine göre daha fazla etkilenen bireyler bulunur. Çoğu vakada bu
farklılıkların sebebi bilinmez; ama en azından bu farkın bir kısmının iki birey
arasındaki diğer farklılıklara bağlı olduğu varsayılır. Örneğin bireyler
arasında eksik penetransın ürünleri veya değişken ekspresyon yapan allelin
bağlantıda olduğu genleri arasında farklar varsa, bu durum ekspresyonda
farklılıklar olmasına yol açacaktır.
Hem zamanlama hem de ekspresyonun şiddetindeki değişikliklerle bağlantılı olan
diğer bir fenomen de antisipasyon’dur.
Antisipasyon,
birkaç jenerasyon boyunca semptomların görülme yaşındaki birbirini takip eden
düşüşü gösterir. Buna bağlı olarak, bir koşul ilk olarak 60 yaşında bir
büyükbabada ortaya çıkabilirken, bir babada 40 yaşında, oğlunda ise 20 yaşında
ortaya çıkabilir. Hastalık ne kadar erken yaşta görülmeye başlarsa o oranda da
semptomları ciddiyet kazanır. Çoğu antisipasyon vakasının zamanla bir alleldeki
değişikliklere bağlı olduğu bilinir. Örneğin, spinoserebellar ataksi, denge
bozukluklarına neden olan bir otozomal dominant hastalıktır. Normal allel,
DNA’nın bir kısmında, CAG nükleotid üçlüsünün hemen hemen 20 tekrarını içerir.
Hasta allel ise 40 ya da daha fazla CAG tekrarına sahiptir. Bu sayı
jenerasyonlar arasında artabilir, bu da hastalığın birkaç jenerasyon boyunca
giderek daha erken başlamasına ve semptomların daha ağırlaşmasına neden olur.
Diğer üçlü tekrar hastalıkları olarak bilinen hastalıklar da benzer durum
gösterirler.
İmprinting (Baskılama):
Eksik penetrans, çoğu durumda
imprinting’e
bağlı olarak ortaya çıkar. Bu fenomende, bir allelin ekspresyonu, anneden veya
babadan köken almasına bağlı olarak yönetilebilir. Baskılanan alleller
otozomlarda yer alırlar, fakat katkıda bulunan ebeveynin cinsiyeti ile
belirlenirler. Baskılamanın kimyasal temeli, allel nükleotidlerine metil (-CH3)
gruplarının ilave edilmesine bağlıdır ve etkisinin allelin sessizleştirilmesi,
dolayısıyla eksprese olmaması olduğu düşünülür. Bazı genlerde maternal (anneye
ait) alleller sessizleştirilirken diğerlerinde paternal (babaya ait) alleller
sessizleştirilir. Bir çocuk 2 alleli de aldığı zaman, çocuğun cinsiyetine
bakılmaksızın alleller bu damgaları içerirler. Bununla beraber, bir çocuk kendi
sperm ya da yumurtasını yaptığı zaman, çocuğun kendi baskılama mekanizması
allelleri damgalar ve buna bağlı olarak alleller cocuğun kendi cinsiyetine
uyarlar. Bu yüzden, belirli bir allel birbirini izleyen jenerasyonlar boyunca,
erkekten bayana ve tekrar diğerine geçiş yaparak açılıp kapatılabilir.
Dominant bir allelin anneden aktarıldığı zaman aktif, fakat babadan aktarıldığı
zamansa baskılandığını düşünelim. Annenin erkek ya da kız çocuklarından her biri
hastalığın belirtilerini geliştirecektir. Kız çocuğun da çocukları belirtileri
geliştirecekken erkek çocuğun çocukları ise aynı genotipe sahip olduğu halde
hastalığı geliştirmeyecektir. Bu eksik penetransın bir örneğidir. Prader-Willi
sendromu ve Angelman sendromu baskılanmış genlerden ortaya çıkan hastalıklardır.
Poligenik, Multifaktöriyel ve Kompleks Kalıtım
Proteinler, fenotipi meydana getirmek üzere karmaşık yollarla birbiriyle
bağlantıda olan, gen ürünlerileridir. Boy, normal metabolik seviye ya da zeka
gibi gözlemlediğimiz çoğu karakter aslında genlerin ürünleridir. Çoğu karakter
de çevrenin etkilerine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Böyle karakterlere;
tek gen tarafından yönetilen basit karakterlerden ayrımak için kompleks
karakterler denir.
Poligenik bir karakter, çevrenin etkisi olmaksızın bir ya da daha çok genin
allellerinin kontrol ettiği kompleks bir karakterdir. Multifaktöriyel karakter
genlerin yanında çevrenin de etkilediği bir karakterdir. Zeka, hem genlerin,
(sinir hücrelerinin büyümeleri ve bağlanmalarının kontrolü gibi)hem de çevrenin
(erken yaşlardaki beslenme ve eğitim gibi) güçlü bir şekilde etkilediği
multifaktöriyel bir karakterdir.
Etkilerin sayısı arttıkça olası fenotiplerin sayısı da artar. Bu yüzden kompleks
karakterler sadece birkaç fenotip değil, devamlı ve aralıksız bir bütünü
gösterirler (insan boy uzunluğunun olası geniş dağılımında görülebileceği gibi).
Bir populasyondaki dağılım, çoğu insanın orta sınıf fenotip gösterdiği
durumlarda genellikle çan eğrisi şeklinde tanımlanır.
Pleiotropi ve Epistazi
Çoğu gen tek başına birden fazla gözlenebilen karakteri etkiler. Bu
pleiotropi
olarak bilinen bir fenomendir. Örneğin; melanin pigmenti allelleri deri
rengi,göz rengi ve saç rengini etkiler. Kistik fibrozda, etkilenmiş olan iyon
kanalı geni akciğerlerde, pankreasta ve diğer geçiş yerlerinde rol oynar ve
hatalar bu organlarda olduğu kadar vücudun diğer yerlerinde de semptomlar
oluşmasına neden olur.
Proteinlerin kompleks metabolik yolların düzenlenmesinde önemli rolleri vardır.
Örneğin ‘upstream’ bölgede meydana gelen herhangi bir hata ‘down-stream’
allelerin ekspresyonunu maskeleyebilir veya engelleyebilir. Bu durum epistazi (standing-upon)
olarak bilinir ve ‘upstream’ genin ‘down-stream’e göre epistatik olduğu
söylenir. Örneğin, kan hücrelerinde bulunan ABO markörleri aslında hücre
yüzeyinde bulunan proteinlere bağlı dallanmış şekerlerdir. Hücrenin bu şekerleri
bağlayabilmesi için, öncelikle fukoz adı verilen ve bütün kan gruplarında
bulunan bu şekeri bağlayan fukosiltransferaz geninin eksprese olması
gerekmektedir. Fonksiyonel fukosiltransferazin yokluğu ABO allel ekpresyonunu
engellemektedir.
Başa Dön
|
|